Sinem sizin için okusun
Harun sizin için okusun
in

Kelimelerin sihrine inanır mısınız

Canınız çok sıkıldığında derdini cömertçe diyenlerden misiniz, yoksa içine atıp kendini kahredenlerden mi? Ben hep ikincisiyim sanırdım. Daha doğrusu öyle olmalıyım sanırdım demeliyim. Aman kimselere dert söylenmez, kan yutulur, kızılcık şerbeti içtim denilir. Şu ömür tek solukta yaşanır ve göçüp gidilir… Bu size tanıdık geldi mi?

Sonra, kelimelerin beni saran sihrini keşfettikten sonra, ne çok şeyi cümleye döküp paylaşabileceğimi anladım. Hem dünyanın işleyişi öyle muntazam ilerliyordu ki, ağzımdan çıkan güzel cümleler çoğalırken, derdim kederim tüy olup diyar diyar geziniyordu. Bir zaman sonra anladım ki, o tüyü biz insanlar olarak dönüşümlü misafir ediyorduk. Şimdi bendeki misafirliği son bulduysa, bir başkasının omzuna konacak, omzun sahibi önce bir şaşırıp onu yük sanacak, sonra da o tüy bir başka omuz bulmak için yeni bir gezintiye çıkacaktı…

Allah’ım, insan her gün keşfe açık kalbi ve bedeniyle ne çok şey öğreniyordu kendisiyle ilgili…

Kelimelerin sihrine inanır mısınız? Damla Karakuş

Buralara nasıl mı geldim?

Dün içimin sıkıldığı bir anda, uzaklardan bir dost eline sarılıp sıyrılırdım derdimden. Bu kez de onun cümlelerinden dokundu ruhuma, ihtiyacı olan öğretiler. Onun, bana merhem cümleleri, olur ya sizi de sarsın istedim. Ondan aldığım izinle ve kendi yorumlarımla şifa saydığım cümlelerini aktarıyorum

“Can sıkmak kaygılarımızla alakalı bir durum, kaygılarımız ise hayatımız… İnsanlar dünyada ne yaparsa yapsın her şeyin kök nedeni kaygılarımız oluyormuş. Bu da bir nevi sorumluluk hissiyatı!”

İncir çekirdeğini doldursun yeter diyeceğim pek çok şeyi kendime dert ederim zaman zaman. Öyle kahrolacağım dertler değil bunlar. Ufkumu açsın diye üzerine düşünüp durduğum kelimeler, tadını unuttuğum lezzetler, sarılsın istediğim insanlar olur çoğu zaman. Tabii nihayetinde dünyaya tutunuşumuz beşeri.

Oysa an geliyor bir şey öyle çok yakıyor ki canımızı… Şu birkaç cümlelik ifade beni önce sarstı, sonra kendime getirdi. Çünkü haklıydı. Gerçekten çuvaldızı kendime batırarak başladığım tüm yolculuklarımda gördüm ki, o canımı yakan her ne ise, hep kaygılarımdan doğuyordu ve büyüdükçe büyüyor, beni kabımdan taşırıyordu. Tıpkı iğneyi batırdıklarımdan taşanlar gibi…

Evet, bu nihayetinde bir sorumluluktu ve öğretimin devamında dost elimin de dediği gibi, “Tersi olan sorumsuzluktan bin kat daha iyi”ydi…

Ya da değil miydi?

Kelimelerin sihrine inanır mısınız? Damla Karakuş

Hepimiz sorumsuz olacağımız tek bir anın peşinde miyiz?

Mesajlar art arda gelirken, şu tersi olan sorumsuzluğun aklımı çelmeye nasıl meyilli olduğunu fark ettim. Bir yanım sorumsuz durabileceği tek bir an için çıldırırken, diğer yanım teknolojinin sabrımı sınayan yanıyla bir sonraki mesajın hemen gelmesini bekliyordu. Bildiniz değil mi o hissiyatı? O anda öylesine çok şey düşünüyordum ki, beynimin beni sorumsuzluk düşüncesinden uzaklaştırma şekli, hafızamın özlemle ruhumu gıcıklayan anı oldu…

Hemen bir parantezle burnumun direğini sızlatan, özlem duyduğum anların kokusunu, tadını bırakıp giden o anı da paylaşmalıyım sizinle. Lise zamanlarında mesajların ne kıymetli olduğunu düşünmem yetti buna. Şimdi malum tek tek yazılan cümlelerle giden mesajlar, bir zamanlar hepimiz için hayaldi. Hepimiz karakter sayısı kadar anlatırdık ya hani derdimizi; işte o zamanların sıcacık dokunuşuydu omzumdaki peri tozu zerreleri. Bir tüyün ağırlığını, peri tozunun hafifliğine bıraktığı an, işte tam da o özlem anıydı. Bazen böyle olur. Anında yaşadığın duyguyu çözemezsin, hafızan hemen geçmişten anlamsız bir bağlantıyla bambaşka bir duygu çağırır, özlersin ve geçer. Uçuşan peri tozları, şükürler olsun ki, zaman ve mekân tanımadan buna izin veren her ruhu sarar…

Kelimelerin sihrine inanır mısınız? Damla Karakuş

Kelimeler sihirli, biliyorum

Çocukluğumdan kalma pek çok oyunum var; kendimi kandırmanın, anı kurtarmanın bir yolunu bulduğum. Psikolojik anlamda sağlamasını yapma gereği duymadığım ve bana iyi geldiğine inandığım oyunlar bunlar; şimdiye dek yeri geldikçe paylaştım sizinle. Bunlardan biri de kelimelere olan inancım. Biliyorum, beni dehlizlerden çıkaracak kadar güçlüler. Çocukken yalnız başıma oynardım bu oyunu. Şimdi yanıma bir arkadaş katabiliyorum; paylaşmanın, çoğalmanın değerini öğrendiğimden beri…

Evet, kendi iç dünyamda atamadığım, içinden çıkamadığım bir olumsuz olaydı dün yaşadığım ve dünde kaldı. Ne yaşadığımın bir önemi yok ki, siz şu anda içinde bulunduğunuz durumu uyarlayıverin. Sonuçta hayat basit, yaşam basit… Öyle amaan basit değil, içini doldurduğumuz anlamlarla çok değerli bir basit bu! Belki de tam anlamıyla var olmanın dayanılmaz hafifliği. Hafif olmak için var olmaktan başka elzem neye ihtiyacı olur ki insanın?

Kelimelerin sihrine inanır mısınız? Damla Karakuş

Bazı durumlarda sarıyor ya ruhumuzu kelepçeye almak isteyen duygularımız; hah işte öyle anlarda size şu cümleleri kuran insanlar bulun, yeter. Sonrasında aman kalbimizin en ücra köşelerini renklendiren peri tozlarına tek bir tüy değmesin. Ruhunuz, gökyüzüne hep kırmızı balonlar göndersin…

“Belki bu olumsuz olay, yapmaya cesaret edemediğin yeni bir atılımı gerçekleştirecek; kendine inan. Ben sana inanıyorum. Bir de stres anında gösterdiğimiz performans, en zayıf halkamız; unutma! Şunu da unutma, sen yaptığı her şeyi güzelleştiren ve en iyisini yapan bir kadınsın! Bunu düşünerek motive olabilirsin…”

Dilerim kelimelerin sihri size de bulaşsın. Azıcık içimi de dökesim varmış tabii, o ayrı. Yine de hayat güzel, peri tozlarıyla tadını çıkarmaya değer…

Var mı sizin de böyle kendinizi keşfettiğiniz, yer yer kandırıp, hep mutlu hissettiğiniz oyunlarınız? Paylaşsanıza benimle, birlikte oynayalım…

Ve tabii unutmadan, sevgili dost elim, ruhuma huzur veren cümlelerin için, yeni cümleler kurup paylamama vesile olduğun için teşekkür ederim…

Sevgimle…

Damla Karakuş

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.

Rapor Et

Paylaşımı puanlamak ister misiniz?



Yorumun nedir ?

Paylaşan Yogber : Alev Aksoy

Dar mekanlar için çalışma masası önerileri

Evinizi kışa hazırlayın