Sinem sizin için okusun
Harun sizin için okusun
in

Birine sonsuza dek hoşça kal demek

İnsan tek başına bir birey ve evet, yalnız da yaşayabilir; ama sevdikleriyle de bir başka yaşar değil mi? Çocuk zamanlarımdan beri inanırım ki, sevdiğim her insan kalbimde bir kırmızı uçan balon ve onu hayatımda sıkı sıkıya tutmak için hep güvende hissettirmeliyim. Dünya yolculuğu bittiğindeyse, artık balonun uçma vakti gelmiş demektir. Ama ona ayırdığım yerde izi hep kalır. Sanırım bu oyunu ölümle çok erken tanıştığımda önce hafızamda kurmuş, sonra kalbimde oturtmuştum. Çünkü bu insanların hayatımdan fiziksel olarak yok oluşunu çocuk aklım ve kalbim baka türlü kabullenmez gibiydi…

Bir kırmızı balon daha uçtu kalbimden

Bu sabah, kalbimden bir kırmızı balonun daha gökyüzüne yükselişini çok uzaklardan izledim. Kardeşim verdi aile dostumuzun 49 yaşında kansere yenik düşüşünün haberini. Ölümün nurlu bir sonsuzluk olduğunu kabullenmemizden sebep belki, acısı ne kadar yaksa da içimizi, sonunda zaman bir şekilde yara bandı oluveriyor.

İçimi yakan bu haberle başladığım günümün duygusunu, biyografilerde hissettiklerimle aynı hizaya sokmaya çalıştım. Ama sanırım anıların olan bir canlının kalbinden yükselişinin bir kıyası, duygusunun bir tarifi yok. Kelimelerim eksik kaldı…

Çocukluğumdan bir parça

Çocukluğumuza raptiye ile not edilmiş parçalar vardır ya hani unutulmasın diye, atlanılan eşiklerde yanında olanlar, bizi biz yapan değerler, belki ileride kim olacağına dair kulağına fısıldanmış bir söz… O, onlardan biriydi işte. Babamın sevdiği arkadaşı, benim amcam bildiğim, çocukken kargacık burgacık birkaç cümlemi okuduktan sonra çantasından çıkardığı, girişinde adı yazılı ajandasını hediye etmişti bana. “Daha çok yaz” demişti. Bu sabah ölüm haberini aldığımda, o defteri sessiz sedasız yastığımın altına saklayışımı ve bütün gece yazacaklarımı hayal edişimi hatırladım. Aklıma ilk gelen şey, bugün geldiğim yerde bir dokunuşunun olduğuydu. Boğazımda düğümlenen ne çok cümle var şimdi, hepsi dua olup döküldü. Sonra da kendimi yine ait olduğum yerde, klavyenin başında buldum tabii. Araya girmiş şehirlerarası öyle çok durak var ki, ben onu ancak böyle uğurlayabilirdim. Evet, belki öyle sık görmüyordum onu, hatta şöyle ki, yılda birden de seyrekti aslında. Ama yine de sevdiklerinin senden çok uzakta da olsa, sağlıklı olduklarını, hatırlarında olduğunu bilmek, ne büyük nimetti…

Acı paylaştıkça azalır

Bu sözün doğruluğuna inanıyorum. Bir acım varsa ve ne o kalbime ne ben kabıma sığamıyorsam, paylaşmadan olmadığını geç olsa da öğrendim. Aslında bir başka felsefeme göre, her şey zamanında yaşanıyordu, ben de zamanı geldiğinde öğrendim.

Ama ölüm bir başka! Yerine koyabileceğin bir başka sözcük, onu tarif edeceğin bir duygu yokmuş, hep eksikmiş gibi. Ben de bu kaybı, – evet çoğu zamanı kayıp oluyor galiba, acı bir kayıp – kardeşlerimle, dostlarımla paylaştım duygumu ve bir nebze olsun iyi geldi. Ailesi de böyle yapacak elbet. Zamanla bir nebze olsun iyi de gelecek. Ama zaman ne kadar alıştırırsa alıştırsın, hayat bizi ne kadar telaşesi içine alırsa alsın, kalplerdeki o boşluk hiç dinmeyecek. Kırmızı balonumuz uçup gittikten sonra, yerini bir başkası almayacak ve o iz hep kalacak…

Yaşamın tam olarak tarifi böyle bir şey olmalı!

Sarılın

Şimdi bu güçlü duygumdan yola çıkarak kendime ve size hatırlatmak istediğim şeyler var. Evet, hepimiz çok güçlü travmalardan çıktık da geldik bu zamanlara. Her ne kadar büyükler dertsiz tasasız olarak görseler de bizi, çocuk olmak çok zordu. Kızdık, öfkelendik, çok sevdik ve kaçınılmaz son olarak biz de büyüdük. Bir yerde “İnsan, ölümle tanıştığında büyür” diye okumuştum. Ondan sonra da vay efendim ben ne küçük yaşta büyümüşüm diye düşünüp sızlanmıştım günlerce. Büyüdükçe ve başka ölümler tattıkça, gördükçe anladım ki, bu büyümek denen şeyin bir sınırı yoktu.

Bugün biraz daha büyüdüm. Ama şükürler olsun ki küçük kalan yanlarım da var. Annem var, babam, kardeşlerim var, çok sevdiğim, kardeş bildiğim ne çok insan var. Hepsini ne çok sevdiğimi söyleyip sarılmak için de hala zamanım var. Bunu hatırlamak için her zaman ölümleri beklemiyorum tabii; ama bu sefer size de hatırlatmak istedim. Ben bugün hatasıyla, sevabıyla, günahıyla bu dünyadan göç eden ve zamanın bir yerinde çocuk kalbime dokunan bir adamı kaybettim. O kırmızı balonun izi baki; ama ölüm de öylesine ani ki…

Sevelim, çok sevelim olur mu? Çok sevişlerden sonra kalbimiz kırıldığında bile küslük nedir bilmeyelim! Ve hala zamanımız varken sımsıkı sarılalım. Ben yakınlarımdan başladım ve sizle devam ediyorum. Eminim bu cümleye ihtiyaç duyan çok kişi varız şu dünyada:

Seni seviyorum ve sana kocaman sarılıyorum!

İyi ki…

Damla Karakuş

Yazıya Instagram hesabımızdan da ulaşabilirsiniz.

Kadinvekadin.net özel içeriğidir.

Rapor Et

Paylaşımı puanlamak ister misiniz?



Yorumun nedir ?

Paylaşan Yogber : Alev Aksoy

Dünya Mutluluk Günü: Mutluluk için yapmanız gereken 9 şey

Kadın girişimciler ilham veren hikayelerini anlattı